• Gazali'nin Siyaset Üzerine Bazı Görüşleri
  • Osman Selvi
  • 6.01.2017
  • GAZZALİ'NİN SİYASET ÜZERİNE BAZI GÖRÜŞLERİ

    GİRİŞ
    Ebu Hamid el-Gazali (Ö. 505 H/1111 M), etkisi yüzyılları aşarak günümüze ulaşmış bir müslüman mütefekkirdir. Selçuklu veziri Nizamülmülk tarafından kurulan Nizamiye medreselerinin baş müderrisliğine tayin edilmiş, burada hocalık yapmaktayken bir şüphe krizine tutulmuş, akabinde uzun süren bir zühd hayatından sonra tekrar ders vermek üzere bu medresede görev almış, devlet adamlarıyla iyi bir dostluk kurmuş, onlara öğüt vermiştir.
    Gazali'nin çağında siyaset, büyük ölçüde hükümdara dayanıyordu. Hükümdarın yetkileri çok genişti. Gazali, bu yüzden siyaset felsefesini hükümdar üzerine kurmuştur. Hükümdarı önce bir müslüman, sonra da bir yönetici olarak ele almış, bu doğrultuda öğütler vermiştir.
    Bu çalışmamızda biz, Gazali'nin Et-Tibru'l-Mesbuk fi Nasaihi'l-Müluk isimli eserinden hareketle müellifimizin siyaset konusundaki bazı görüşlerini ortaya koymaya çalışacağız. (Gazali, Et-Tibru'l-Mesbuk fi Nasaihi'l-Müluk, Mısır, 1319).
    Et-Tibru'l-Mesbuk fi Nasaihi'l-Müluk isimli eseri Gazali, Farsça yazmıştır. Eser daha sonra Arapça'ya çevrilmiştir. Eser Sultan Melikşah'a hitaben yazılmıştır. Eser Sultan Melikşah'a hitaben yazılmıştır. Türkçe'ye, Devlet Başkanları'na adıyla da tercüme edilmiştir. Müellifimizin siyaset felsefesini incelerken biz bu eserin 1319 Mısır baskısından yararlandır. Eser, Ebubekir Muhammed b. Muhammed b. Velid et-Tartuşi'nin Siracu'l-Müluk isimli eserinin sayfa kenarlarında yer alıyor.
    Müellifimizin siyaset felsefesi diğer eserleriyle çalışırsa daha kapsamlı ve daha sağlıklı bir biçimde hazırlanabilir. Gazali'nin diğer eserleri de dikkate alınarak yapılacak bir çalışma, bizim bu çalışmamızın eksik kalan taraflarını tamamlayacaktır.
    Çalışmamızı beş bölüm halinde planladık. Birinci bölümde, hükümdarın sahih bir inanca sahip olabilmesi için Gazali'nin yaptığı dini telkinleri, ikinci bölümde bir müslüman olarak hükümdarın edinmesi gereken ahlakı ve yapması gereken amelleri, üçüncü bölümde hükümdarın dünyaya karşı alması gereken tavırları, dördüncü bölümde hükümdar ve devlet idaresini, adalet, zulüm ve siyasete verilen anlamları, beşinci bölümde vezaret, vezaret siyaseti ve vezirlerin nitelikleriyle devlet katipleri hakkındaki tavsiyelerini incelemeye çalışacağız.
    1- HÜKÜMDARIN İNANÇLARI
    Tasavvufun içinde bir alim olması sebebiyle hükümdara bu yönde telkinlerde bulunmuştur. Müellifimizin itikadda Eş'ari mezhebinin görüşlerine yakın olmasının, verdiği itikadi bilgilerin niteliğini bu yönde etkilediğini söyleyebiliriz.
    Gazali hükümdara, önce dini/itikadi telkinlerde bulunmaktadır. Allah'a şükretmesini, şükrün yayılması için uğraşmasını tavsiye etmektedir. Allah'ın nimetleri için şükretmeyen kimselerden bu nimetlerin gideceği uyarısını yapmaktadır. Bu nimetlerin gideceği uyarısını yapmaktadır. Bu nimetlerin kaybolması ile ortaya çıkan kusur, kıyamette kişinin utancı olarak gelecektir önüne. Her nimet, insan ölünce fena bulur. Akıllı insan yanında dünyalığın bir değeri yoktur. Ömür ne kadar uzarsa uzasın, sonunda ecel gelir.(Gazzali, Tibru’l-Mesbuk fi Nasaihu’l-Mülûk, 1)
    Yapılan işleri taatla sulanan bir ağaca benzeten Gazali, bu ağacın köklerini imana, dallarını da rükünleri yerine getirilerek yapılan amellere karşılık getirmektedir. (Gazzali, a.g.e 2)
    Hükümdar Allah'ın razı olacağı işler yapmalıdır. Hükümdar nasıl kendisinin razı olmayacağı bir iş yapan kölesinden razı olmazsa, Allah da kendi rızası olmayacak bir iş yapan kulundan razı olmak. (Gazzali, a.g.e, 3)
    Gazali, hükümdardan haftanın Cuma gününü sadece Allah'a ibadet için ayırmasını istedikten ve bu günde yapacağı ibadetleri açıkladıktan sonra, itikadın köklerin ve başlangıcının ortaya koymaktadır. Bu bölümde Allah'ın her şeyin yaratıcısı olduğundan başlanarak, çeşitli sıfatlarıyla inanılması zorunlu olan iman esaslarından bir kısmını açıklamaktadır. Amellerin, Allah yanında ancak sahih bir imanla kabul göreceği dikkate alınırsa, Gazali'nin öncelikle bu konuyu ele almasına hak vermek gerekir. biz şimdi, Gazali'nin tafsilatlı olarak ele aldığı bu esasları özet olarak vermeye çalışacağız.
    Allah, her şeyin yaratıcısıdır. Sultan bir mahluktur. Onun bir yaratıcısı vardır. Bu yaratıcı alemin yaratıcısıdır. Onun bir yaratıcısı vardır. Bu yaratıcı alemin yaratıcısıdır. Birdir. Ortağı yoktur. Zatıyla vardır. Her varlık ona muhtaç, O, hiçbir şeye muhtaç değildir. (Gazzali, a.g.e, 5)
    Bari-i Teala'nın bir suret ve kalıbı yoktur. O, hiçbir şekle sokulamaz. Kemiyet ve keyfiyetten münezzehtir. Hiçbir şey ona benzemez. (Gazzali, a.g.e, 6)
    Allah, her şeye kadirdir. O'nun kudreti ve mülkü kemalin doruğundadır. Ona acız ve noksan nispet edilemez. Ona acz ve noksan nispet edilemez. Dilediği her şeyi yapar. Yer ve gökler onundur. O'nun kudretindedir. (Gazzali, a.g.e, 6)
    Allah her şeyi bilir. Onun ilmi her şeyi kuşatır. Şeyler onun ilmiyle var olur. (Gazzali, a.g.e, 7)
    Alemdeki her şey onun irade ve meşietiyle var olur. Az-çocuk, küçük-büyük, hayır-şer, fayda-zarar, artma-eksilme, rahat-rahatsızlık, sıhhat-hastalık, hepsi onun iradesi ve meşietiyle olur. İnsan, cin, melek ve şeytan bir araya gelseler, bunları yaratamazlar. (Gazzali, a.g.e, 7)
    Allah her şeyi görür, her şeyi işitir. Görmesi için ışık veya gölge, işitmesi için uzak veya yakının bir önemi yoktur. (Gazzali, a.g.e, 7)
    Kelam sahibidir. Kelamı mahluk değildir. Dilsiz, kulaksız ve dişsiz konuşabilir. Peygambere (as) inen bütün kitaplar onun kelamıdır. Kelam onun sıfatıdır. Bu sıfat bütün diğer sıfatlar gibi kadimdir. (Gazzali, a.g.e, 8)
    Alemdeki her şey onun yarattığıdır. Bu konuda onun bir ortağı ve yaratanı yoktur. Bilakis tek yaratıcı odur. Hastalık, yorgunluk, yoksulluk, adalet hepsi onun yaratığıdır. Onun fiillerinden dolayı zulüm ortaya çıkmaz. Çünkü zalim başkasının mülkünde tasarruf edene denir. Yüce yaratıcı ise kendi mülkünde tasarruf eder. Ondan başka yaratıcı yoktur. (Gazzali, a.g.e, 8)
    Allah, alemi şahıs ve ruh olarak iki çeşit yaratmıştır. Cesedi bu alemde durduğu sürece, ahiretten bir azık olması için ruha ait bir ev olarak hazırlamıştır. Ecel geldiğinde, ruh ve ceset ayrılırlar. Ceset kabre girince ruh, münker ve nekir meleklerine cevap vermek üzere cesede geri döner. Kıyamet günü hesap günüdür. Her insana defteri verilir. Herkes yaptıklarını orada görür. (Gazzali, a.g.e, 9)
    Allah, melekler aracılığıyla bazı insanlara peygamberlik verir. Muhammed (Gazzali, a.g.e, SAV), son peygamberdir. Ondan başka bir peygamber gelmeyecektir. (Gazzali, a.g.e, 10)
    Görüldüğü gibi Gazali'nin yaptığı bu telkinler sadece bir hükümdar için değil, bütün Müslümanlar için geçerlidir. Gazali, bu esasları vermekle, evvela sultanın sahih bir inanca sahip olmasını sağlamak istemiş olmalıdır.
    2- HÜKÜMDARIN AMELLERİ
    Gazzali, hem bir Müslüman hem de Müslümanlara emretme yetkisini elinde tutan biri olması münasebetiyle hükümdarın amelleri ile ilgili açıklamalarda bulunur. Bu ameller iman ağacını kuvvetlendirmektedir. Amelleri iman ağacının dallarına karşılık getirmektedir. Bu dallar şu şekilde şematize edilebilir.
    Bu kategorilere yeterince önem verilmesine isteyen Gazali, özellikle hükümdar ve halk arasındaki amellerle ilgili olarak hikaye ve hikmetli sözlerle desteklenen, geniş açıklamalarda bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmı hükümdarın saf ahlaki yönüyle ilgileyken, bir kısmı da hükümdarın halk ile ilişkilerinde edinmei gereken ahlakla ilgilidir. Ancak bu ikisi, kesin çizgilerle birbirinden ayrılmaza. Çünkü biri ötekini sürekli etkilemekte ve yön vermektedir.
    Gazali, hükümdarın, velayetin anlamını bilmesi ve hakkını vererek hükmetmesinin, onu mutluluğun doruğuna ulaştıracağını söyler. (Gazzali, a.g.e, 12)
    Velayeti tanımayan ve gereğince hükmetmeyen hükümdarların yaptıklarını şekavet olarak değerlendiren Gazali, bu durumu küfrün sınırında görür. (Gazzali, a.g.e, 12)
    Bu konuyla ilgili olarak çeşitli hadislerden deliller getirir. Konusunu hadisler ve hikmetli sözlerle kuvvetlendirir. Bizim buradal dikkatimizi çeken bir nokta, aynı zamanda bir felsefeci olmasına karşılık müellifimiz derin felsefi açıklamalara girmemekte, konusu daha çok tarihsel vak'a ve hikayelerle sultana arz etmektedir. Bunun çok çeşitli nedenleri olmakla birlikte muhtemelen net ve pratik şeyler söyleme ihtiyacından kaynaklanmaktadır denebilir.
    Hükümdar, salih, mala, mülke, şöhrete tamah etmeyen alimlerle yakınlık kurmalı ve onların öğütlerini dinlemelidir. Bu nitelikler sahip olmayan alimlerle yakınlık kurması hükümdar için büyükl tehlikelere doğurabilir. Çünkü bu alimler daha çok Allah'ı değil sultanı razı etmeye çalışacaklardır. (Gazzali, a.g.e, 18)
    Hükümdarın yalnızca kendinin zulüm yapmaması yetmez. Zulüm yapmamaları konusunda yanındaki kişileri terbiye etmesi, kendisinin yapması muhtemel zulümleri sorguladığı gibi, onları yapabileceği ve yaptığı zulümleri de sorgulaması gerekir. (Gazzali, a.g.e, 23)
    Yeryüzündeki hükümdarlar genellikle kibirli olur. Onların bu kibrinden intikam, aşırı kızgınlık ve akıl karışıklığı ortaya çıkar. Bu kibir, onun düşman edinmesinin ve helakinin sebebi olur. Aşırı kızgınlık üstün geldiğinde hükümdar afv yönüne meyletmeli ve cömertlik (Gazzali, a.g.e, kerem) yolunu tercih etmelidir. Çoğunlukla böyle davranılırsa peygamberler ve veliler yoluna girilmiş olur. (Gazzali, a.g.e, 26)
    Hükümdarın halkın önderi olması nedeniyle kendisine iletilen her sorunu, ona gelen her olayı çözmeye çalışmalıdır. Kendinini hoşlanmadığını Müslümanlar içinde hoşlanmamalıdır. Hükümdar kendinin hoşnut olmadığı bir şeyde halkı için hoşnutluk duyarsa halkına ihanet etmiş, kandırmış olur. (Gazzali, a.g.e, 29)
    Gösterişli elbiseler giymek, güzel yemekler yemek gibi arzularla uğraşmamalıdır hükümdar. Her şeyde kanaat sahibi olmalıdır. Çünkü kanaatsiz adalet olmaz. (Gazzali, a.g.e, 31)
    Hükümdar rıfkla hareket etmelidir. Şiddetli ve kızgın olmamalıdır. (Gazzali, a.g.e, 31)
    Şeriatın muvafakat ettiği bütün işlerinde hükümdar, kendisinden hoşnut olunması için gayret göstermelidir. (Gazzali, a.g.e, 31)
    Hükümdar hiç kimseden şeriat hilafına bir razılık beklememelidir. (Gazzali, a.g.e, 32)
    Gazali yukarıda alıntıladığımız sözlerinde sıradan bir müslümanda olması gereken ahlaki niteliklerin, hükümdardaki görünümünü vermeye çalışmaktadır. Sözgelimi, sıradan bir insan da rıfkla hareket edebilir, kanaat sahibi olabilir, yaptığı işlerinde kendisinden hoşnut olunması, için gayret gösterilebilir. Bu davranışların, sıradan bir müslümandaki görüntüsü ile hükümdardaki görüntüsü değişik olacaktır. Sıradan bir müslüman toplumsal adaletin gerçekleştirme sorumluluğu yoktur. Olsa olsa toplumsal adaletin gerçekleştirilmesinde katkısı söz konusudur. Ancak bir hükümdarın bu konuda büyük sorumluluğu vardır. Bu ikisinin konum farkı, ahlaki niteliklerinin görünümünü de farklı kılacaktır.
    III. HÜKÜMDARIN DÜNYA HAYATI
    Gazali, iman ağacını sulayan iki bilgi pınarından söz eder. Bu pınarlar olmasa iman ağacı kurur. Bunlardan birisi dünya ve onun mahiyeti ilmidir. İkincisi ise nefis ilmidir.
    İnsanlara hükümet eden bir liderin, zamanının bütün lezzetlerini alması, dünyada devamlı kalacakmış, hiç ölmeyecekmiş hissiyle yaşaması, insanlara zulmetme pahasına hayattan zevk almaya çalışması kuvvetle muhtemeldir. Allah korkusu, yaşanan hayatın faniliği ve kişinin vicdanı, onu, bu tür hareketler yapmaktan alıkoyacaktır. Gazali dünya hayatının mahiyeti ile ilgili olarak hükümdara bilgi verirken, onu, sonunda vereceği bir hesapla daha şimdiden dünya hayatından karşı karşıya getiiyor. Sultanı, inanç ve amelleriyle karşı karşıya getirmek ve yaşadığı hayatı eleştirmesini sağlamak isityor.
    Gazali, hükümdara dünya hayatıyla ilgili bilgileri özetle şu şekilde veriyor.
    Dünya hayatı yalandır. Kişiye ebedi görünür. Ancak her geçen zaman kişinin aleyhinedir. İnsan, dünyaya yaklaşayım derken ondan daha beter uzaklaşır. (Gazzali, a.g.e, 35)
    Bu dünya kendisine aşık olunan bir kadın gibidir. İnsan onu kendisine bir yardımcı, bırakıp gitmeyecek biri olarak görür. Ancak, en büyük ihaneti de ondan görür. Kadın onun yok oluşuna neden olur. (Gazzali, a.g.e, 35)
    Dünya, dışını güzel elbiseler ve boyalar sürünmek suretiyle güzelleştiren, ama aslında güzelliği olmayan bir kadına benzer. (Gazzali, a.g.e, 35)
    Bu dünya hayatı sonsuz değildir. Beşik ve mezar arasındaki sayılı duraklardan ibarettir. (Gazzali, a.g.e, 36)
    Dünya ehlinin arzu ve lezzetlerden elde ettikleri, ahirette onlar için bir ayıp olacaktır. (Gazzali, a.g.e, 37)
    Dünyada dalmak, uzayarak sürekli meşgul etmesinden korkulmayan bir istekle başlar. Dünyadan lezzet almak deniz suyu içmek gibidir. Her içişte içme isteği ve susuzluk artar. (Gazzali, a.g.e, 38)
    Akıllı kimse dünyaya dalmaz. (Gazzali, a.g.e, 38)
    Dünya kendisinden yiyenleri öldüren zehirli bir yemek gibidir. (Gazzali, a.g.e, 41)
    Gazali, hükümdara dünya hayatıyla ilgili bilgileri bu şekilde verdikten sonra nefs bilgilerine geçiyor. İnsanları, dünya hayatı karmışsındaki atavırlarına göre iki gruba ayırıyor. Bunlardan birincisi dünyanın görünen yüzüne bakanlardır. Dünya amellerine sıkıca sarılırlar ve nefsin sonunda ne hale geleceğini düşündüklerini, dünyadan nasıl ayrılacaklarına baktıklarını belirtir. Bu ikinci gruptakiler gibi düşünmek bütün yaratılmışlara ve hükümdarlara vaciptir. (Gazzali, a.g.e, 42)
    IV. HÜKÜMDAR VE DEVLET İDARESİ
    Gazali, daha önce Allah'ın fiillerini anlatırken zalimi de tanımlamıştır. Gazali'ye göre zalim, başkasının mülkünde tasarruf edene denir. Allah bu kainatın mutlak hakimidir. Tasarruflarından dolayı zulüm yaptığı da söylenemez. Çünkü Allah kendi mülkünde tasarruf etmektedir. (Gazzali, a.g.e, 8)
    Buna göre zulüm, insandan sadır olmaktadır. Zulüm; insan, Allah'ın mülkünde, onun emrettiklerine göre iş yapmadığı, işlerini onun emirleri doğrultusunda gerçekleştirmediği zaman ortaya çıkan bir şeydir.
    Gazali, zulmü ikiye ayırır. Birincisi hükümdarın halkına, güçlünün zayıfa, zenginin fakire zulmüdür. İkincisi ise insanın insana zulmüdür. (Gazzali, a.g.e, 51)
    Gazali, Hz. Peygamber'in (as) Allah, adaletten daha yüce bir şey yaratmamıştır. Çünkü adalet yeryüzünün ölçüsüdür. Kim adaleti gerçekleştirirse Allah onu cennete ulaştırır. sözünü nakleder. (Gazzali, a.g.e, 54)
    Gazali bundan sonra hükümdara adaletin gerçekleştirilmesinin yollarını göstermeye başlar.
    Hükümdar kendi içinde tutarlı ve hayat tarzı da güzel olmalıdır. İnsanların iyiliği hükümdarın hayat tarzınını güzel olmasındadır. Hükümdarın halkın işlerine bakması, azının, çoğunun, büyüğünün-küçüğünün üzerinde durması gerekir. Halkın kötü işlerinde onlara katılmamalıdır. Salih kimselere saygı duymalı, güzel işlerde istikrar sahibi olmalı, merdud fiilleri irtikap edenleri cezalandırmalı, kötü işler yapanlar lehine yanlışlıkla hüküm vermemeli, hayırlı işlerde halkı teşvik etmeli ve kötülüklerden de sakındırmalıdır. Sultanın hikmetli bir siyaset izlememesi bozgunculara cesaret verir. Bunun için sultan, siyasetini isabetli bir biçimde düzenlemelidir. (Gazzali, a.g.e, 56)
    Tarihte Velid b. Abdulmelik ve Ömer b. Abdulaziz devirlerindeki iki zıt yaşantıyı örnek veren Gazali; bunlardan Velid b. Abdulmelik'in hayat tarzına paralel olarak devrinde dünyaya meyledenlerin, Ömer b. Abdulaziz döneminde de bu hükümdarın hayat tarzına paralel olarak ehli takva ve ihsan sahibi insanların çoğaldığını kaydeder. Bunu, halkın davranışı hükümdarın davranışının sonucudur tezine dayanak gösterir. (Gazzali, a.g.e, 56)
    Gazali'ye göre tek başına bir ülkeyi imar etmek yetmez. Asıl olan ülke de adalet ve hikmeti hakim kılmaktır. (Gazzali, a.g.e, 59)
    Zulme bazen halk sebep olur. Böyle bir durumda hükümdar, ortaya çıkan anarşi ve terörü engellemek amacıyla sert tedbirler almalıdır. (Gazzali, a.g.e, 75)
    Güvenlik, hükümdarın siyasetiyle sağlanır. Hükümdarın siyaset yapması Allah'ın halifesi olmasıyla ilgilidir. Halk, uzağında olsa bile sultanın heybetinden korkmalıdır. Bu zamanın sultanı da siyasetin en iyisi ve heybetinin en mükemmelini göstermelidir. Çünkü bu zamanın insanları geçmiş zamanın insanları gibi değildir. Bu zamanın insanları edepsiz beyinsiz ve taş yüreklidir. Şayet sultan, bunlar arasında zayıf kalır, iyi bir siyaset yapamazsa bu durum ülkenin harabına ve zararına neden olur. İnsanların kendi kendilerine bir yıllık zulmü, sultanın yüz yıllık zulmüne bedeldir. Şayet halk zulmederse Allah zalim ve yok edici bir hükümdar musallat eder. (Gazzali, a.g.e, 75)
    Gazali bu bağlamda Haccac ve Ziyad b. Ebihi'nin anarşi ve terörü önlemek amacıyla sert tedbirler almalarını örnek verir. (Gazzali, a.g.e, 75)
    Gazali, hükümdarın vaktini iyi değerlendirmesi gerektiğini söyler. Hükümdr vaktini sürekli oyun oynayarak ve avlanarak geçirmemelidir. Oyun esas meselelerden alıkoyar. Her işin bir vakti vardır. Vakti geçince yapılan işin verimi boşa gider, sevinci yapılan işin verimi boşa gider, sevinci üzüntüye döner. Hükümdar gününü planlamalı; gününün bir kısmını Allah'a ibadet ve taata, bir kısmını Allah'a her türlü işlerini düzene koymaya ve bunları akıllı ve bilgin kişilerle müşavere ve müzakereye, bir kısmını yemek uyumak gibi zaruri ihtiyaçların giderilmesine ve bir kısmını da oyuna ayırabilmelidir. (Gazzali, a.g.e, 78)
    Hükümdar halkından olmalı, onlarını ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmalıdır.* (Gazzali, a.g.e, 79)
    Gazali, hükümdarın haksız yere halkından bir şey almasının zulüm olacağını kaybeder. Bu zulüm, onun devletinin yıkılış sebeplerinden birisi olarak görmektedir.
    Hükümdar, halim ve vakur olmalı, aceleci ve düşüncesiz olmamalıdır. (Gazzali, a.g.e, 81)
    Gazali bunun akabinde hemen Hz. Ali'nin bir sözünü nakleder. İnsanlar peygamber (SAV) zamanında uykuda, alimler ise uyanıktı. Bu zamanda ise alimler uykuda halk ise ölüdür. Gazali bu nakilden sonra devamla, bugün ise bütün yaratılmışlar helak olmuş, amelleri ve niyetleri bozulmuş, sultanın siyaset ve heybeti insanlara taat ve salah üzere sabit olmamıştır. (Gazzali, a.g.e, 81) Bunun için siyaset şarttır. Adalet siyasetle sağlanır.
    Bu bilgilere göre siyaset, halkın güvenliğinin sağlanması için sultanın en güzel ve adaletli bir biçimde idare yeteneğini kullanması ve isabetli işler yapmasıdır. Gazali, bu bağlamda İslam tarihinde Müslümanların adaletinden özlemle bahsettikleri Hz. Ömer'in siyasetini, zamanının insanları için ağır bulması dikkat çekicidir. Gene buna göre siyaset sürekli değişim geçirmekte, şartlara zamana göre değişmektedir.
    Hükümdarın halkının darlık zamanlarını, kuraklık olduğu ve yağmur yağmadığı zamandaki mali durumlarını, geçim zorluklarını, kazanmaya güçleri yetmediği zamanları bilmesi ve halkını devlet hazinesinden karşılayacağı mallarla rahatlatması gerekir. Memurlarından ve diğer görevlerinden hiçbirisi bu konuda halka zulüm yapmamalıdırlar. Halkın geçim sağlamak için eyaletten eyalete, memleketten memlekete dolaşması hükümdarın halk nezdindeki derecesini alçaltmış olur. Divandan elde edilecek fayda azalır. Menfaat ihtikar yapan insanların eline geçer. Bunun için eski hükümdarlar, böyle bir durumdan sakınırlar ve halkı devlet hazinesinden gözetirler, onlara yardım ederlerdi. (Gazzali, a.g.e, 101)
    Gazali, bunları söylemekle devlet idaresinde ekonominin yerine işaret etmiş olmaktadır.
    Hükümdar hizmet ve izzet sahibi olmalıdır. Hizmet hükümdarlar içindir. Allah onlara böyle bir özellik vermiştir. Bu özellik her ihtiyaç sahibinin ihtiyacını onlardan karşılaması, onların da büyüklüklerini bilerek insanlara yardım etmeleri şeklinde ortaya çıkar. Hizmet lidere yaraşır. Büyüklük anlamına gelir. (Gazzali, a.g.e, 117)
    V. VEZARET
    Gazali'ye göre memleket işlerinde hükümdarın en büyük yardımcısı vezirdir. Hükümdar gücü nispetinde yükselir. Salih, adil ve yeterli vezirler yükselir. Salih, adil ve yeterli vezirler de güzel bir biçimde anılır. Hiçbir hükümdarın, yanında veziri olmadan zamanını harcaması gücünü idare etmesi mümkün değildir. İşleri idare etmede tek kalan kişi şaşırır. (Gazzali, a.g.e, 105)
    Vezir, hükümdarın danışmanıdır. Gazali bu konuyu hükümdara Kuran ve Sünnetten delil getiriyor. Görmüyor musun Resulullah (S), gücünün büyüklüğü, büyüklüğünün derecesi, işlerinin idaredeki uzak görüşlülük ve yeterliliği göz önündeyken; Allah ona ashabının akıllarıyla müşavereyi emrediyor: İş hususunda onlarla müşavere et. (Gazzali, a.g.e, 105)
    Vezir; adaletli, salih, ileri görüşlü, sultanın sırrını saklayan, devlet işini bilen, güzel konuşan, mala tesliml olmayan, sultana hizmeti görev bilmiş iyi işlere eğilimli, eğilimli, vilayetlerin imarı ve hazine işlerinden anlayan, şerden kaçınan, sahih itikada sahip ve şefkatli biri olmalıdır. (Gazzali, a.g.e, 106)
    İktidarın devamı vezir iledir. Vezirin; sakin, soğukkanlı, güler yüzlü, utangaç, susması gerektiğinde suskun, konuşması gerektiğinde konuşan, sakıngan, kendini temizlemiş, işleri kolay yapmak için tecrübeli ve işlerin sonunu önceden kestirebilmesi için uyanık olması gerekir. (Gazzali, a.g.e, 109)
    VI. KATİPLER
    Gazali, katipler konusunda sadece işin tekniğinden bahsetmektedir. Kalemin, kağıdın ve yazının şekliyle ilgili olarak teknik açıklamalarda bulunmaktadır. Katiplerin yazı sanatını iyi bilmeleri gerekitiğini söyleyen Gazzali, diplomasi dilini kavramlarını da gerekli görmektedir.
    SONUÇ
    Gazali, hemen hemen çağının bütün konularına el atmış bu arada da siyasetle hükümdara öğüt veren bir alim konumuda ilgilenmiştir. Selçuklu sultanı Melikşah'a yazdığı kitabı, siyaset felsefesinin ipuçlarını vermesi bakımından önemlidir. Siyaset felsefesi daha çok hükümdar üzerine yoğunlaşmıştır. Bu da çağının devlet yapıcı gereğidir. Hükümdarı önce, sıradan bir müslüman konumunda ele almış, hükümdar olarak edineceği ahlaktan, halkla arasındaki ilişkilere varıncaya değin ona tavsiyelerde bulunmuş, müşavereye özellikle değinmiştir.
    Gazali, eski siyasi uygulamaları yüceltmekte, ancak uygulamada bunlara takılıp kalmamaktadır. Onun çağının insanlarını geçmiş dönemde yaşayan insanlarla kıyaslaması ve hükümdarı yumuşaklıkla muameleye davet etmesi önemli bir tavsiye olarak değerlendirilebilir.
    Gazali, devlet adamının özelliklerini kavramıştır. Çağına uygun bir devlet adamı modeli çizmeye çalışmıştır. Malların adil bir biçimde dağıtılması, hükümdarın muhtaç durumdaki insanları gözetmesi ve onları devlet hazinesinden desteklemesini istemesi onun sosyal adaletçi yönünü ortaya çıkarmaktadır. Devlet idaresinde özellikle doğruyu söyleyen alimlerle beraber olmasını istemesi de ilgimizi çeken bir başka husustur. Hükümdardan korkan kişilerin doğruyu söylemek yerine, yalanlarla hükümdarı hoşnut etmeye çalışmalarını tehlikeli saymaktadır. İş hususunda doğruyu söyleyen kişilerle danışmasını istemekte ve bunu Kur'an ve Sünnete dayandırmaktadır.. Siyasette bürokrasinin önemini kavramış vezirler ve katiplerin özelliklerine ilişkin hükümdara tavsiyelerde bulunmuştur.


Toplam Tıklama: 1249917   Aktif Ziyaretçi Sayısı: 9
Bu web sitesi en iyi internet explorer 6.0 ve üstü tarayıcılarda ve 1024*728 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.